Gün geçmiyor ki başbakanımız insanlarla alay edecek bir söz etmesin! Başbakan Erdoğan, “Bizde ne yazık ki üniversiteye yerleşen öğrenci hayatının artık garanti altına alındığına inanıyor. Dünyanın hiçbir yerinde her üniversite mezunu işe yerleşir diye kural yok” dedi.
Hayata Dair Herşey
Sayfalar
3 Ekim 2010 Pazar
30 Eylül 2010 Perşembe
İzmir'in tatlı insanları..
Madem İzmirde yaşıyoruz o zaman büyük üstad Hıncal Uluç'un İzmirle ilgili bir yazısını paylaşalım, Ne de güzel sözler söylemiş Sn. Uluç İzmir ve İzmir insanları hakkında :):) Teşekkürler Hıncal Uluç.....
Kordon'da Steak House diye bir yer var.. Ünal (Sevgili Ersözlü) oraya götürdü bizi.. Ağabeyim Öcal, yengem Özay, Ünal'ın eşi Dilara.. Benim İzmir'de şaşmaz otelim Best Western'in Genel Müdürü, sevgili dost Muzo ve eşi Bircan.. Enfes yemekler yedik. Et isteyen et, balık isteyen balık.. Kalktık.. Kordon Boyu yürüyoruz. Ağbim yürümüyor.. Geride kaldı. Döndüm baktım, restoran çıkışında birisiyle konuşuyor.. Biz de durduk, bekledik. Az sonra yanımıza geldi.
Konuştuğu, ailesi ile ayni yerde yemek yiyen bir Egeliymiş. Tanımıyor.. O gelmiş, "Merhaba Öcal Ağabey" diye.. "Babanızın tüfeği bulunmadı mı hâlâ?. Hıncal Ağabey yıllardır her Babalar Günü'nde yazar, o tüfeğin öyküsünü.. Kilis'ten biri 'Tüfek bende' demedi mi" demiş.
Ağbim şaşırmış. Adam devam etmiş. Annemin genç yaşta ölümünü anlatmış.. Bizim aile bağlarını anlatmış.. "Sizin aileyi, siz Uluç kardeşler arasındaki bağları kendimize örnek alıyoruz" demiş.. Demiş de eklemiş.. "Serpil Hanım'la, Kemal Bey'i göremedim burda.. Gelmedi mi onlar?.. Hıncal Ağbi, 'Bayramda İzmir'e ailenin en büyüğünün elini öpmeye gidiyoruz' diye yazmıştı da.."
Yani bakar mısınız?. İlginin, sevginin derinliğine bakar mısınız?.
Hemen Serpil'i açtım, "İzmir'de fırça yedin haberin olsun" dedim. "Niye ki" dedi.. Anlattım. Bizim ailenin en sulu gözü, bu defa ağlamadı.. "Çok hoş Hıncal Ağbi, bunu yazmalısın" dedi.. "Tabii yazacağım" dedim.. "Asansörde bile 'Merhaba' demeyi fazla gören insanların yaşadığı İstanbul'a, İzmir'i anlatmam gerek.. Her fırsatta anlatmam gerek ki, örnek alsınlar.. İbret alsınlar.."
Kordon'da masa sandalye olmayan santim yer yok.. Alsancak'tan Pasaport'a yürüyorum. Sanki her masada dostlar, akrabalar oturuyor.. Nasıl gözlerinin içi gülerek bakışlar?. Nasıl sevgi dolu el sallamalar, çağrışlar, masaya yanlarına davetler?. İçim gidiyor, hemen oraya oturmak için.. Ah bu zamanın gözü kör olsun!.. Selam veriyorum, elimi kalbime bastırarak.. "Hep buradasınız" diyorum İzmirlilere.. "Hep buradasınız.."
Anlıyorlar.. Yürüyüp gittiğim için kızmıyor, gücenmiyorlar.
İzmir'in insanları güzel.. Ama gücenmesinler.. Yıllardır yazarım, kızları bir başka güzel.. Her güzellik yarışmasında İzmir'den dört beş finalist olması tesadüf değil.. Ve de içleri de güzel. Güven dolu.. Kılıkları güven, davranışları, tavırları, konuşmaları hep güven.. "Etrafta öcüler var" diye bir karış surat, baş önde gezmiyorlar.
Bakın orda da bir asansör yaşadım. Best Western'de benim odam sekizinci kat. Dokuzda teras var. Yaz geceleri toplantılar yapılıyor. Geceyarısı bindim ki asansöre kafası sıkmabaş örtülü bir genç kız.. Yani göreceli olarak muhafazakâr, kapalı olması gerek değil mi?.
Değil. Bir defa nasıl şık.. Bir pantolon, bir bluz var üzerinde, Paris'ten gelmiş gibi.. Gözlerinin içiyle gülerek selam verdi, ilk defa gördüğü bana.. Kırk yıllık dost gibi konuştuk, asansör sekiz kat çıkana kadar. Terasta bir kına gecesi olduğunu, ona katıldığını, ama kendisi hiç sevmediği için kına yakmadığını anlattı..
Sekiz kat değil, gökdelende olsak, daha neler anlatırdı kim bilir?.
Asansör, insanlığın başladığı yer.. Ya da hiç başlayamadığı.. Bittiği.. Öldüğü..''
Kordon'da Steak House diye bir yer var.. Ünal (Sevgili Ersözlü) oraya götürdü bizi.. Ağabeyim Öcal, yengem Özay, Ünal'ın eşi Dilara.. Benim İzmir'de şaşmaz otelim Best Western'in Genel Müdürü, sevgili dost Muzo ve eşi Bircan.. Enfes yemekler yedik. Et isteyen et, balık isteyen balık.. Kalktık.. Kordon Boyu yürüyoruz. Ağbim yürümüyor.. Geride kaldı. Döndüm baktım, restoran çıkışında birisiyle konuşuyor.. Biz de durduk, bekledik. Az sonra yanımıza geldi.
Konuştuğu, ailesi ile ayni yerde yemek yiyen bir Egeliymiş. Tanımıyor.. O gelmiş, "Merhaba Öcal Ağabey" diye.. "Babanızın tüfeği bulunmadı mı hâlâ?. Hıncal Ağabey yıllardır her Babalar Günü'nde yazar, o tüfeğin öyküsünü.. Kilis'ten biri 'Tüfek bende' demedi mi" demiş.
Ağbim şaşırmış. Adam devam etmiş. Annemin genç yaşta ölümünü anlatmış.. Bizim aile bağlarını anlatmış.. "Sizin aileyi, siz Uluç kardeşler arasındaki bağları kendimize örnek alıyoruz" demiş.. Demiş de eklemiş.. "Serpil Hanım'la, Kemal Bey'i göremedim burda.. Gelmedi mi onlar?.. Hıncal Ağbi, 'Bayramda İzmir'e ailenin en büyüğünün elini öpmeye gidiyoruz' diye yazmıştı da.."
Yani bakar mısınız?. İlginin, sevginin derinliğine bakar mısınız?.
Hemen Serpil'i açtım, "İzmir'de fırça yedin haberin olsun" dedim. "Niye ki" dedi.. Anlattım. Bizim ailenin en sulu gözü, bu defa ağlamadı.. "Çok hoş Hıncal Ağbi, bunu yazmalısın" dedi.. "Tabii yazacağım" dedim.. "Asansörde bile 'Merhaba' demeyi fazla gören insanların yaşadığı İstanbul'a, İzmir'i anlatmam gerek.. Her fırsatta anlatmam gerek ki, örnek alsınlar.. İbret alsınlar.."
Kordon'da masa sandalye olmayan santim yer yok.. Alsancak'tan Pasaport'a yürüyorum. Sanki her masada dostlar, akrabalar oturuyor.. Nasıl gözlerinin içi gülerek bakışlar?. Nasıl sevgi dolu el sallamalar, çağrışlar, masaya yanlarına davetler?. İçim gidiyor, hemen oraya oturmak için.. Ah bu zamanın gözü kör olsun!.. Selam veriyorum, elimi kalbime bastırarak.. "Hep buradasınız" diyorum İzmirlilere.. "Hep buradasınız.."
Anlıyorlar.. Yürüyüp gittiğim için kızmıyor, gücenmiyorlar.
İzmir'in insanları güzel.. Ama gücenmesinler.. Yıllardır yazarım, kızları bir başka güzel.. Her güzellik yarışmasında İzmir'den dört beş finalist olması tesadüf değil.. Ve de içleri de güzel. Güven dolu.. Kılıkları güven, davranışları, tavırları, konuşmaları hep güven.. "Etrafta öcüler var" diye bir karış surat, baş önde gezmiyorlar.
Bakın orda da bir asansör yaşadım. Best Western'de benim odam sekizinci kat. Dokuzda teras var. Yaz geceleri toplantılar yapılıyor. Geceyarısı bindim ki asansöre kafası sıkmabaş örtülü bir genç kız.. Yani göreceli olarak muhafazakâr, kapalı olması gerek değil mi?.
Değil. Bir defa nasıl şık.. Bir pantolon, bir bluz var üzerinde, Paris'ten gelmiş gibi.. Gözlerinin içiyle gülerek selam verdi, ilk defa gördüğü bana.. Kırk yıllık dost gibi konuştuk, asansör sekiz kat çıkana kadar. Terasta bir kına gecesi olduğunu, ona katıldığını, ama kendisi hiç sevmediği için kına yakmadığını anlattı..
Sekiz kat değil, gökdelende olsak, daha neler anlatırdı kim bilir?.
Asansör, insanlığın başladığı yer.. Ya da hiç başlayamadığı.. Bittiği.. Öldüğü..''
22 Eylül 2010 Çarşamba
ÖSYM Rezaleti
Yaklaşık 15 20 gündür ülkenin en önemli gündem maddelerinden biri de KPSS'deki kopya skandalı oldu. Maalesef yine olan vatandaşa oluyor ve yüzbinlerce memur adayı (özellikle öğretmen adayları) sıkıntılı dolu bir dönem geçiriyorlar, kimse neler olup biteceği hakkında yorum yapamıyor. Bu olaylardan sonra dün beklenen oldu ve ÖSYM Başkanı Sn. Ünal YARIMAĞAN istifa etti.
Şimdi bu en son kopya olayını bardağı taşıyan son damla olarak görmek gerekir. Neden diyecek olursanız, bu sene OSYM tarafından yapılan birçok sınavda problemler olmustur. Nisan ayındaki TUS'ta ve OSS'de puanlar yanlış hesaplanmıştır, yine ÖSS'de yeni format yüzünden birçok karışıklık meydana gelmiştir, insanlar tercih döneminde bu kurumun başkanı tarafından TV'lerde ve yayınlanan klavuzdaki tahmini değerlerle yanlış yönlendirilmiştir, tercih klavuzunda basım hatası olmuştur vs. vs. Ve bu yanlışlar yapılırken de birçok uzman tarafından uyarılan Sn. Başkan hala yerleştirme sonuçları benim haklılığımı ortaya koyacaktır diyerek kendi sözlerinin arkasında durmuştur. Ama sonuçlar açıklandığında ise gerçek ortaya çıkmıstır.
Şimdi böylesine önemli bir kurumun başkanı nasıl böyle yanlışlar yapabilir? Burada ülkemizin ileride emanet edecek gençlerin istikballeri ile oynanmıyor mu? Üstelik bir de basına kendisinin bu görevi gönüllü olarak yaptığı, ayda sadece 400 lira kazandığı gibi saçmasapan demeçler vermesi beni resmen çileden çıkardı.
Öncelikle bu kurum çok önemsenmesi gereken bir kurumdur ve devletin böyle durumlara ortam hazırlamaması gerekir buna katılıyorum ama siz bir işi gönüllü de yapsanız, başka şekilde de yapsanız sorumluluklarınızı bilerek hareket etmek zorundasınız. Hiçbir öğrenciyi yanlış yönlendiremessiniz çünkü insaların bu sınavlar konusunda muhattap alacağı 1. ağız siz, bakacağı ilk dokuman sizin yayınladığınız tercih klavuuzudur. Ben bu klavuz yüzünden birçok kişinin tercih hatası nedeniyle bir lisans programına yerleşemediğini adım gibi biliyorum.
OSYM'nin yükünün ağır olduğunu artık herkes bu sene çok iyi anlamıştır, bundan sonra daha sağlam bir yapı ile bu kurumu insanların güvenebileceği bir kurum haline getirmek gerekir. Bu konuda da şuan için başkanın istifası önemli bir adım olmuştur. Umarım gelen gideni aratmaz ve insanlar biraz daha az kuşkuyla bu sınavlara girerler.
Şimdi bu en son kopya olayını bardağı taşıyan son damla olarak görmek gerekir. Neden diyecek olursanız, bu sene OSYM tarafından yapılan birçok sınavda problemler olmustur. Nisan ayındaki TUS'ta ve OSS'de puanlar yanlış hesaplanmıştır, yine ÖSS'de yeni format yüzünden birçok karışıklık meydana gelmiştir, insanlar tercih döneminde bu kurumun başkanı tarafından TV'lerde ve yayınlanan klavuzdaki tahmini değerlerle yanlış yönlendirilmiştir, tercih klavuzunda basım hatası olmuştur vs. vs. Ve bu yanlışlar yapılırken de birçok uzman tarafından uyarılan Sn. Başkan hala yerleştirme sonuçları benim haklılığımı ortaya koyacaktır diyerek kendi sözlerinin arkasında durmuştur. Ama sonuçlar açıklandığında ise gerçek ortaya çıkmıstır.
Şimdi böylesine önemli bir kurumun başkanı nasıl böyle yanlışlar yapabilir? Burada ülkemizin ileride emanet edecek gençlerin istikballeri ile oynanmıyor mu? Üstelik bir de basına kendisinin bu görevi gönüllü olarak yaptığı, ayda sadece 400 lira kazandığı gibi saçmasapan demeçler vermesi beni resmen çileden çıkardı.
Öncelikle bu kurum çok önemsenmesi gereken bir kurumdur ve devletin böyle durumlara ortam hazırlamaması gerekir buna katılıyorum ama siz bir işi gönüllü de yapsanız, başka şekilde de yapsanız sorumluluklarınızı bilerek hareket etmek zorundasınız. Hiçbir öğrenciyi yanlış yönlendiremessiniz çünkü insaların bu sınavlar konusunda muhattap alacağı 1. ağız siz, bakacağı ilk dokuman sizin yayınladığınız tercih klavuuzudur. Ben bu klavuz yüzünden birçok kişinin tercih hatası nedeniyle bir lisans programına yerleşemediğini adım gibi biliyorum.
OSYM'nin yükünün ağır olduğunu artık herkes bu sene çok iyi anlamıştır, bundan sonra daha sağlam bir yapı ile bu kurumu insanların güvenebileceği bir kurum haline getirmek gerekir. Bu konuda da şuan için başkanın istifası önemli bir adım olmuştur. Umarım gelen gideni aratmaz ve insanlar biraz daha az kuşkuyla bu sınavlara girerler.
20 Eylül 2010 Pazartesi
Saha değil Patates Tarlası!!!
Bu sene Spor Toto Süper Ligde şüphesiz en dikkat çeken konu stadyumların zeminleri olsa gerek. Hele bu hafta İzmir Atatürk Stadyumunun zeminini gördükten sonra sanırım herkes bu kadarı da Pes dedi!! Şimdi teker teker incelediğimiz zaman şuan Sivasspor ve Bursasporun stadyumlarının zeminleri iyi durumda, Ali Sami Yen vasat, diğerlerinin hepsi çok kötü durumda. Benim anlamadığım konu TFF'nin bu konuda hiçbir denetlemesi yok mu? 2.5 ay boyunca bu takımlar nasıl hiç mi bakmıyorlar zeminlerine? Bakın şampiyonlar Ligi denetlemesi geçiren Bursaspor 2 ay da stadı ne hale getirdi? Üstelik onlar stadyum kapasitesini 18000 den 25000'e çıkarttı. Demek ki istenince 2.5 ayda kolayca bu sorunlar giderilebiliyor. TFF süper ligin marka değerini artırma adına çok önemli adımlar atıyor ama yetmez bu konunun da üzerine gidilmesi lazım kesinlikle. Klup takımlarımızı da anlamak mümkün değil. Tonlarca para yatırıyolar futbolcu transferine ama kendi stadının zeminlerine hic bakmıyorlar.
Mesela, insanın inanası gelmiyor, İzmir gibi bir şehrin en büyük stadının zemini nasıl bu durumda? hem de daha eylül ayında!! Türkiyenin en büyük stadına olimpyat stadına baktığımızda durum daha da vahim. Ligler başladı hala ama hala İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadı onarımdaymış!! İnönü stadı desen zaten konserler vs. yüzünden berbat durumda. Bu konser olayı da tam bir komedi. Konserden 3 5 kuruş para kazanıyolar ama hiç düşünmüyorlar mı acaba milyon dolarlık futbolcular sakatlansa nolcak diye? Şükrü Saraçoğlunu anlam veremediğim şekilde düzeltemediler henüz(Sanırım stad dere yatagında olduğundan extra bir çalısma gerekiyor).
Türkiye futbol alanında gerçekten son 20 yılda çok ilerledi ama ilerlemeyen birşey var o da profesyonel yöneticilik. Böyle giderse biz kaliteli futbolcularımızı bu patetes tarlalarında daha çookkkk heba ederiz!!!
Mesela, insanın inanası gelmiyor, İzmir gibi bir şehrin en büyük stadının zemini nasıl bu durumda? hem de daha eylül ayında!! Türkiyenin en büyük stadına olimpyat stadına baktığımızda durum daha da vahim. Ligler başladı hala ama hala İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadı onarımdaymış!! İnönü stadı desen zaten konserler vs. yüzünden berbat durumda. Bu konser olayı da tam bir komedi. Konserden 3 5 kuruş para kazanıyolar ama hiç düşünmüyorlar mı acaba milyon dolarlık futbolcular sakatlansa nolcak diye? Şükrü Saraçoğlunu anlam veremediğim şekilde düzeltemediler henüz(Sanırım stad dere yatagında olduğundan extra bir çalısma gerekiyor).
Türkiye futbol alanında gerçekten son 20 yılda çok ilerledi ama ilerlemeyen birşey var o da profesyonel yöneticilik. Böyle giderse biz kaliteli futbolcularımızı bu patetes tarlalarında daha çookkkk heba ederiz!!!
19 Eylül 2010 Pazar
Referandumun Ardından...
Hepimiz tam 1 hafta önce ülkemiz adına çok önemli bir karar aldık. Çıkan sonuç herkese hayırlı olsun, umarım verilen sözler tutulur. Öncelikle belirtmek isterim ki referandum öncesi liderlerin üslup sevıyesi gerçekten çok kötüydü. Hiçbir lider meydanlarda beni anayasa değişikliğyle ilgili tatmin edemedi, hepsi karşı tarafa çamur attı maalesef. Bu yüzden hepsini kınıyorum ama işte ''gelişmekte olan'' ülkelerde sanırım böyle oluyor!
Hiçbir zaman kimsenin kararına saygısızlık yapmak gibi bir düşünce içinde değilim fakat referandumdan sadece 2 3 gün önce başımdan gecen bır olay beni çok huzursuz etti. Şimdi sizlerle bunu paylaşmak istiyorum. Bayram ziyareti için Konya-Ereğli ilçesindeydim. Baba tarafımın çoğu ordadır. Amcam da Ereğli İşitme Engelliler Derneği başkanıdır. Her evde oladuğu gibi bizde de referandum muhabbeti döndü. Amcama da sorduk tabii, eee amca sen napcaksın? falan diye. O da anlatmaya başladı. Aynen aktarıyorum. ''Geçen gün AKP yetkililieri derneğe geldi, bize referandumla ilgili bilgiler verdiler. Eğer ''EVET'' oyu çıkarsa emekli maaşları 600 liradan 1000 liraya çıkacak, işitme engellilerin hakları artacak dediler. Ayrıca bunun üstüne derneğimize yüklü miktarda bağışta bulundular. Bu yüzden biz de karar aldık dernek olarak bütün üyelerimle beraber ''EVET'' oyu verecez''. Tabii bunu duyan babam ve ben kısa süreli şoktan sonra elimizdne geldiğince gerçekleri anlatmaya çalıştık ama maalesef işitme engelli birini böyle önemli bir konuda ikna edemedik. İşte durum maalesef bu kadar vahim. Anayasa değişikliği paketini okuyup kendisine göre yorumlayan ve ona göre 'EVET'' oyu verene gerçekten saygım sonsuz ama %58inde nasıl yollarla kazanıldığının bir kanıtıdır bu yaşadığım olay.
Hiçbir zaman kimsenin kararına saygısızlık yapmak gibi bir düşünce içinde değilim fakat referandumdan sadece 2 3 gün önce başımdan gecen bır olay beni çok huzursuz etti. Şimdi sizlerle bunu paylaşmak istiyorum. Bayram ziyareti için Konya-Ereğli ilçesindeydim. Baba tarafımın çoğu ordadır. Amcam da Ereğli İşitme Engelliler Derneği başkanıdır. Her evde oladuğu gibi bizde de referandum muhabbeti döndü. Amcama da sorduk tabii, eee amca sen napcaksın? falan diye. O da anlatmaya başladı. Aynen aktarıyorum. ''Geçen gün AKP yetkililieri derneğe geldi, bize referandumla ilgili bilgiler verdiler. Eğer ''EVET'' oyu çıkarsa emekli maaşları 600 liradan 1000 liraya çıkacak, işitme engellilerin hakları artacak dediler. Ayrıca bunun üstüne derneğimize yüklü miktarda bağışta bulundular. Bu yüzden biz de karar aldık dernek olarak bütün üyelerimle beraber ''EVET'' oyu verecez''. Tabii bunu duyan babam ve ben kısa süreli şoktan sonra elimizdne geldiğince gerçekleri anlatmaya çalıştık ama maalesef işitme engelli birini böyle önemli bir konuda ikna edemedik. İşte durum maalesef bu kadar vahim. Anayasa değişikliği paketini okuyup kendisine göre yorumlayan ve ona göre 'EVET'' oyu verene gerçekten saygım sonsuz ama %58inde nasıl yollarla kazanıldığının bir kanıtıdır bu yaşadığım olay.
Artık benim de bir blogum var. :):)
Merhabalar....Nerden başlayalım? Açıkcası ben de bilmiyorum:):) Şuan bir süredir kafamda dolanan bir projeyi hayata getirmenin heyecanını yaşıyorum. Şimdi nerden cıktı bu blog işi Gökhancım? diye soruyor olabilirsiniz. İsterseniz ilk yazımda biraz ondan bahsedelim sonra da bu blogun içeriğinin nasıl olacağı hakkında bilgilendirme yapalım.
Şuan artık en önemli iletişim aracı şüphesiz İnternet. Bir şekilde herkes bu interneti kullanıyor. Çevreme baktığımda da artık insanların internetin bir parçası olma çabalarında olduğunu görüyorum. Herkes bir şekilde ucundan, kıyısından bu renkli dünyaya adım atmaya çalışıyorlar. Eeee ben de eksik kalır mıyım? :):) Tabi ki de hayır. :):) Ve böylece ben de kendimi burda buldum.:):)
Gelelim içerik kısmına. Açıkcası bu konu üzerinde çok düşündüm. Özellikle bir alana mı yönelsem yoksa herşeyden biraz biraz mantığıyla mı yola çıksam diye. Ama sonunda hayatın bir bütün olduğunda yola çıkarak herşeyden bahsetme kararı aldım. Yani bu blogda eğitimden spora, güncel olaylardan tarihi olaylara, hayatın en küçük parçasından en büyük parçasına, kısacası herşey bulabileceksiniz. Böyle yaparak büyük risk aldığımın farkındayım çünkü biliyorum ki blog okurları için her yazının farklı olması sıkıcıdır. Ama ben kendimi en iyi bu şekilde böyle ifade edebileceğimi düsündüm. En önemlisi de bu sanırım...
Umarım hepimiz için hayırlı olur, herkesten o güzel yorumlarını bekliyorum. Görüşmek üzere.....
Şuan artık en önemli iletişim aracı şüphesiz İnternet. Bir şekilde herkes bu interneti kullanıyor. Çevreme baktığımda da artık insanların internetin bir parçası olma çabalarında olduğunu görüyorum. Herkes bir şekilde ucundan, kıyısından bu renkli dünyaya adım atmaya çalışıyorlar. Eeee ben de eksik kalır mıyım? :):) Tabi ki de hayır. :):) Ve böylece ben de kendimi burda buldum.:):)
Gelelim içerik kısmına. Açıkcası bu konu üzerinde çok düşündüm. Özellikle bir alana mı yönelsem yoksa herşeyden biraz biraz mantığıyla mı yola çıksam diye. Ama sonunda hayatın bir bütün olduğunda yola çıkarak herşeyden bahsetme kararı aldım. Yani bu blogda eğitimden spora, güncel olaylardan tarihi olaylara, hayatın en küçük parçasından en büyük parçasına, kısacası herşey bulabileceksiniz. Böyle yaparak büyük risk aldığımın farkındayım çünkü biliyorum ki blog okurları için her yazının farklı olması sıkıcıdır. Ama ben kendimi en iyi bu şekilde böyle ifade edebileceğimi düsündüm. En önemlisi de bu sanırım...
Umarım hepimiz için hayırlı olur, herkesten o güzel yorumlarını bekliyorum. Görüşmek üzere.....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







